Bayraktarsemiha’s Weblog

Just another WordPress.com weblog

Archive for the category “Şiir”

BİLİR MİSİN?

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?

Nöbetçiler ha gördü, ha görecek

Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek…

Ama… Bir adım daha atamazsın.

Uzanıp tutamazsın;

Göz pınarlarında donup kalır hayallerin

Planların, kaçışın, kurtuluşun

Ve deler sevgi dolu yüreğini

Sevgi bilmeyen bir kurşun.

Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?

Batan bir gemiye el sallayamamak,

Oturup ağlayamamak,

Birkaç kulaç ötedeki

Bir tahta parçasını tutamamak,

Nedir bilir misin?

Sevmek nedir bilir misin?

Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır

Bütün benliğini sarar, ısıtır.

Her gülüşte yeniden doğarsın

Ve bin kere ölürsün her iç çekişte

Nasıl anlatsam bilmem ki.

Yani “sevmek” işte.

Duymak nedir bilir misin?

Duymak, ama anlatamamak

Çemberini kıramamak kelimelerin.

Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek

“Seviyorum” diyememek

Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?

Ümit Yaşar OĞUZCAN

SANA BÜYÜK BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM

Sana büyük bir sır söyleyeceğim

Korkuyorum senden

Korkuyorum yanınsıra gidenden

Pencerelere doğru akşam üzeri

El kol oynatışından

Söylenmeyen sözlerden

Korkuyorum hızlı-yavaş zamandan

Korkuyorum senden

Sana büyük bir sır söyleyeceğim

Kapat kapıları Ölmek daha kolaydır, sevmekten

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam sevgilim…

ARAGON

BIRAKIP GİTTİN BENİ

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

ARAGON

61. SONE

Hayalinle açık kalsın ağırlaşan göz kapaklarım,
Baksın dursun mu istiyorsun…..ağırlaşan geceye ?
Durmadan bölünsün mü yani sence uykularım,
Sana benzer gölgeler oynaşırken ………….
Gözlerimin önünde?
Yoksa yanıma kendi yerine
Ruhunu mu gönderiyorsun,
Yuvasından böyle uzakta ne yaptığımı gözlesin de,
Ayıplarımı yakalasın,
Nasıl aylaklık ettiğimi görsün,
Kıskançlığına yön versin, hedef göstersin diye.
Yok yok aşkın büyükse de o kadar da değil şu an
Gözlerimi hep açık tutan, benim aşkım aslında
Benim şaşmaz aşkım yine, diriliğimi bozan,
Durup dinlenmeden bekçilik ettiren senin uğruna,
Senin nöbetindeyim ben,
Başka yerde sen uyanıkken
Benden çok uzaklarda…..
Başkalarına yakınken…

William SHAKESPEARE (1609)

Soluk Soluğa

Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
Ama atıldı yine de serüvenlere
Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
- ki onlar daima birer yalnızdılar

Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
Sensiz olursam yaşayamam diyen
O liseli kız hangi kentte kaldı
Ve o sarışın
O afeti devran bekler mi hala
Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
Aşkların, ayrılıkların ve acıların

İstese de kalamazdı vakti gelince
Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
Yürek burkulması ve hüzün ve keder
Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
Ay bile soğuktur o zaman
Bir buz parçasıdır
Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

Biraz da serüvendi yaşamak
Belki yatkındı büyük yolculuklara
Ki serüvenler daima büyük aşklar
Ve büyük yolculuklarla başlar

Anıları aşkları ve bir kenti
Bırakıp gidebilirdi apansız
Apansız başlardı yolculuklar
Hangi saatinde olursa günün
Ve hep kar yağardı nedense
Durmadan kar yağardı yol boyunca
Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
Kent görünmez olunca arkada
Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
Ölümdür biraz hep aynı yatakta
Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
Ölüme ve aşka durmadan kement atan
Serüvenlerle geçsin yaşamak

Buz tutmuş bir dünya ortasında
Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
Önünde dağlar, uçurumlar
Sarsılan gök, yarılan toprak
Çelik uğultularla burgaçlanırken
Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
Ve her nasılsa keklik sekişli
Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
Pervasız bir acemi, bir çılgın
Soyu tükenen bir bilgeydi belki de…

O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
Sevince deli gibi severdi
Pervasız severdi sevince
Dövüşmek ancak ona yakışırdı
Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
Ve başarısız eylemler çağında o
Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

Yerleşik yargıları olmadı hiç
Kurmadı güzel gelecek düşleri
Nerede bir yangın, nerede tehlike
O mutlaka oradaydı birdenbire
Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

Ayrıntıların izi kalmamış artık
Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
Dağların, denizlerin üzerinden

Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
O eski konaklar gibidir anılar
Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
Belki sağanak boşanır apansız
Yüzyıllık bir yağmur başlar
Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
Yok olup gider her şey, belki kül olur

Hırçın bir okyanustur yürek
Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
Anılarsa birer çıban izidir
Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı

Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
acemilikler toplamı ve bir çılgın
boyun eğmedi kendine bile
seçme zorunda kalmadı yaşamayı

nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
bağlanmadı kendine de ömür boyu
dağlara tırmana atlar gibi
soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
bir şahin gibi bulutlara kurdu
dumanlı sevdaların yörük çadırını
sıradan bir gezgin değildi hiç
dövüşür gibi yaşadı yolculukları
belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

ve bütün gemileri yakıp
yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
umutlardansa nefret etti daima

hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
ama atıldı yine de serüvenlere

pervasız bir acemi
soyu tükenen bir bilgeydi belki de

Ama bir şey vardı yine de
Başarısız ihtilallerden kendine kalan

Kibritçi kız…

Nereye kadar sadaka
Nereye kadar dilencilik?
Ben kimim neyim,
Nereye bu yolculuk?

Derin bir üzüntü bu, geçmeyecek gibi…
Yaraya tuz basmak,
Nefessiz kalmak,
Ağrıya yatmak gibi…
Derin bir üzüntü bu,
Ölüm çaresizliği gibi,
İmkansızı umutsuzca bilerek beklemek gibi…

Ben kibritçi kız sabaha kadar üşüyorum…
Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum…
Sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun,
Her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun!

Ne zaman pes eder bu kalp,
Belki o zaman biter bu aşk…
Ne kadar sürerse o son nefes,
O kadar can çekişir bu aşk…

Derin bir üzüntü bu, geçmeyecek gibi…
Yaraya tuz basmak,
Nefessiz kalmak,
Ağrıya yatmak gibi…
Derin bir üzüntü bu,
Ölüm çaresizliği gibi,
İmkansızı umutsuzca yine de beklemek gibi…

Ben kibritçi kız sabaha kadar üşüyorum…
Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum…
Sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun,
Her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun!

Şevval SAM

Tahir ile Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Bir Fotoğraf

Karsimdasin iste…

Bana bakmasan da oradasin, görüyorum seni.

Ah benim sevdasinda bencil, yüreginde saglam sevdigim.

Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbasi oldu yüregim.

Tikandigim o an,

elimi nereye koyacagimi sasirdigim o an iste,

aklimdan o kadar çok sey geçti ki takip edemedim.

Ellerim boslukta, ben darda kaldim.

Ellerim buz gibi, ben harda kaldim.

Bir senfoni vardi kulagimda çalinan,

bitti artik hepsi…

Köseme çekildim, hani hep kaldigim köseme.

Bakis açim belli oldu yine.

Geride kalan, ardindan bakar gidenlerin.

Bir meltem olacak rüzgarim dahi kalmadi benim.

Daglara çarptim her esisimde.

Yollara küfrettim her gidisinde.

Demistim sana hatirlarsan:

“Önemli olan

‘zamana birakmak’ degil,

‘zamanla birakmamak’tir..”

Simdi bana, geçen o zamanin

Unutulmaz sancisi kalir

Gittigim eger bensem, söyle bana kimden gittim?

Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim…

Nazim Hikmet

Post Navigation

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.